Baudelaire’in Paris sıkıntısı adlı eserini her şiir sever bilir. Fakat bu yazı ne şiirden ne Paris’ten ne Baudelaire den söz etmeyecek. Bu başlığı anımsatan tek şey sıkıntı olacaktır. Kasaba sıkıntısı…
Kent yaşamının pastörize yaşam biçiminden bunalıp, kaybettikleri doğallığı fellik fellik arayan aydın ya da eğitimli kişiler şirin bir sahil kasabasında yaşamanın hayallerini kurarlar. Fakat bu eylemlerine geçmeden evvel Weber’in ve Durkheim’ın sosyoloji teorilerine göz gezdirmelerini salık vermeliyiz. Cemaat ve Cemiyet ayırımı ile yaşama biçimini sınıflayan sosyologlar kasaba ve kent yaşamının getirilerini de objektif biçimde sıralarlar…
Bugun: 0 Toplam: 155
Hepimiz insan olmanın verdiği sorumluluk ve zorluklarla yaşıyoruz. En boş vermiş, amaçsız insanın bile bir mücadelesi var hayatta, hayatla.
İnsan yaşadığı müddetçe güzeli de görecektir çirkini de; iyiyi de görecektir kötüyü de; kolayı da görecektir zoru da. Sıkıntılar, olumsuzluklar olmadan hayat olmayacaksa insana düşen mücadele etmek olmalıdır. Yaşadıklarına boyun eğip köşeye çekilmek zayıflıktır, “Ben oynamıyorum” deyip omuz silkip küsen bir çocuk gibi. Tabii ki üzüleceğiz, zorlanacağız ama kendini kaptırıp koyuvermemek, kast edilen; hayata daha bir sıkı tutunmak, inadına güçlü olmak.
Bugun: 3 Toplam: 497
Gökyüzü geceleri bile gri beyaz ışıklarıyla örtüyor ağır ağır kocayan bu kenti. Onu ne kadar yenilemeye çabalasalar o kadar tekmeliyor üzerindekileri. Tıpkı üstünü örtmeyen yaramaz çocuklar gibi. Yıllar önce yaşadığım bu kent tecavüze uğramaktan çektiği azapla şaşkına uğramış bir kadın şimdi. Mahremiyeti kalmamış ilişkilerin ağılında boğulan insan kalabalıkları, buhranlarını üflüyorlar sokaklara…
Kimsenin kendisini koruyamayacağı zehirli bir duman geçiyor aramızdan. Boğazım ağrıyor.
Ezan okunmaya başladı. İkişer dakika aralıklarla bu senfoniyi duymak, tepelerinden birinde doğduğum bu kente keskin bir dalış yapmak.
Bugun: 0 Toplam: 331
İnsanoğlunun bilimsel bilgi yolculuğunda son durağı kendisidir. Önce gökcisimleriyle başladı günümüz bilimsel çalışmalarının öncüleri. Yıldızlara o kadar çok bakıldı ki benlik ve onun muhtevası hep ertelendi. Her ne kadar felsefi akımlar ve dini inanışlar insanı merkez alan bir yapı arzetse de insan hakkındaki bilimsel bilgi ne gariptir ki çok sonraları neşet etmiştir. Evet, insanı tanıma ve anlamada bugün dahi din ve felsefe en az bilimsel pozisyonu tartışılan psikoloji kadar etkilidir. Elbette ki bu etkinin müsbet ve menfi tesirleri olacaktır çünkü öznenin nesnesi kendisiyse -insanın konusu insansa- nötr etkiden bahsedemeyiz. Fakat bu etkilerden ziyade bilimin etkilerinin müsbet ve menfi yönlerine bakmak gerek. Çünkü din dindir ; yani nas ‘lar , dogmalar bütünü, inanç isteyen, kesin itaat isteyen, evrende ve ötesinde var olan her şeyi ama herşeyi açıklama iddiasında olan bir öğreti. İnanırsın ya da inanmazsın. Felsefe ise tam tersine her durumda insana ait olan her hasleti sorgulayacak kadar ileri giden, ahlaki değerleri bile yeri geldiğinde hiçbir kısıtlama olmaksızın yerden yere vurabilen, sürekli ve herşeyden (metodik) şüphe etmeyi prensip haline getirmiş bir döngüyü yaşamaktadır. İşte (sosyal) bilim de bu iman (din) ve şüphe (felsefe) arasında kendine bir yer tutmuştur . Read the rest of this entry »
Bugun: 1 Toplam: 162
Hepimizce bilinmektedir, 31 Aralık günü Irak Devleti’nin devrik başkanı idam edildi. Bu görüntüleri televizyondan defalarca izledik hem de sansürsüz olarak. Filmlerde RTÜK’ün zorunlu koştuğu işaretleri haberlerde koymayı unuttu! televizyonlar, anneler babalar kendi meraklarını giderirken çocuklarının da merakını gidermiş oldular. Saddam Hüseyin’in idama hazırlanışı, boynuna ilmeğin geçirilişi, üzerinde durduğu kapağın açılarak aşağıya düşüşü, o kırılan boynunun sesi “küt”, ipte sallanan cansız bedeni ve cenaze töreni . Öl(dürül)mek üzere olan bir insanın neler yaşayabileceğini an be an (haber spikerlerinin ifadesi ile saniye saniye) izledik. Bir daha bir daha izledik. Hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan. Sonra ne mi oldu? Görüntüler o kadar ilgi çekiciydi ki çocuklar yaşananları taklit etmeye başladılar. Etkili öğrenme bu olsa gerekti. Önce Suudi Arabistan’da, sonra Yemen’de, Pakistan’da, ABD’de, Cezayir’de ve son olarak bizde yani Türkiye’de Muş’ta bir çocuğumuz etkilendiği görüntülerden yola çıkarak kendini astı. Read the rest of this entry »
Bugun: 0 Toplam: 195
Yine o tahta masalar-
Nedendir beni bu masalara zaafım? Onları bana özel kılan kuvvet?
Sela veriliyor. Gözlerim yine bulutlara öykünüyor. Anneannemin terasını anımsıyorum. Meğer ne çok iz bırakıyormuş çocukluğun mekânları insanda Read the rest of this entry »
Bugun: 0 Toplam: 129