Bir varmış , bir yokmuş…Lise GiriÅŸ sınavlarına hazırlanan bir öğrenci varmış…okula baÅŸladığı ilk günden itibaren anne ve babası onun gelecekte çok baÅŸarılı olacağına dair ona o kadar çok baskı yapmış ki o da bunu benimsemiÅŸ..yani içselleÅŸtirmiÅŸ..o da baÅŸarılı olmayı çok istiyormuÅŸ zaten..o kadar çok istiyormuÅŸ ki…ders çalışmaktan baÅŸka hiçbir ÅŸeye zaman ayırmak içinden gelmiyormuş…okulda öğretmeni de sınıftaki baÅŸarılı öğrencilerden bir grup oluÅŸturmuÅŸ üstelik…birinci sınıftan itibaren onları sürekli özel olarak çalıştırıyor ve öğrencinin dediÄŸine göre tenefüse çıkmaları bile çok fazla sözkonusu olmuyormuş….yıllar böyle geçmiş…yıllar geçerken öğrencimiz hep baÅŸarılı olmuÅŸ …fakat sorun ÅŸuymuÅŸ ki aldığı en küçük baÅŸarısız ya da düşük notlarda krize girip “neden böyle…neden böyleeeeeee?” Diye kendini suçluyor ve bu onun kendisini deÄŸersiz hissetmesine neden oluyormuş….! Aradan geçen zamanda anne ve babası ve tüm öğretmenleri onu desteklemeye ve yapabileceÄŸine inandıklarını söylemeye devam etmiÅŸler…”yaparsın….baÅŸarırsın…sen asla baÅŸarısız olamazsın…öyle zeki ve akıllısın ki…üstelik çok da çalışıyorsun…sen asla baÅŸarısız olmazsın”….bunları duyan öğrencimiz habire çalışıyor …çalışıyor…çalışıyor muş…durmamacasına…..hayatı ıskaladığını, yaÅŸamın getirdiÄŸi yaÅŸanması gereken diÄŸer güzellikleri fark etmemecesine…
Fakat bir terslik varmış…….sınıftaki arkadaÅŸlarından bazıları ondan az çalışıp diÄŸer etkinliklere de zaman ayırdıkları halde ondan daha baÅŸarılı sonuçlar elde etmeye baÅŸlamışlar…! Bu ona göre garip….nasıl olur….? Ben aptal mıyım? Nasıl böyle olur diye düşünmeye baÅŸlamış kahramanımız……sınavlara artık daha gergin girmeye baÅŸladığını fark etmiÅŸ.. sınavlardan bir süre önce uykuları düzensizleÅŸmeye, bedeninde sebepsiz aÄŸrılar meydana gelmeye, karın aÄŸrısı ve mide bulantısı yüzünden sıkıntılar yaÅŸamaya…ellerinde terleme ve titremeler, kalp çarpıntıları olmaya baÅŸlamış…üstelik artık sınavlara hem hazırlanırken hem de sınav sırasında … “Ya baÅŸaramazsam …ya yapamazsam…anneme,babama, öğretmenlerime ne derim? Nasıl açıklarım ?” diye düşünmeye baÅŸladığını fark etmiş…..
Sonra ne mi oldu?……..o bunu aÅŸtı…öğrencimizin yaÅŸadıkları her yıl binlerce öğrencimizin yaÅŸadığı , hala yaÅŸamakta olduÄŸu bir sorun aslında….O bunu aÅŸtı, çünkü bu aşılamayacak bir sorun deÄŸildi…O bunu aÅŸtı…Çünkü öğrencimiz sınav kaygısı yaşıyordu, Bunda sadece kendisinin deÄŸil yakın çevresinin de bazı yanlış tavırları olduÄŸu ortadaydı..Onların beraber diyaloÄŸu ve çabasıyla ve biraz da profesyonel yardımla…o bunu aÅŸtı….
Kimler , nerelerde, nasıl hatalar yaptılar da öğrencimiz bunca sıkıntı yaşadı? İsterseniz öncelikle sorunu tanımlamakla işe başlayalım;
Sınav kaygısı; sınav öncesinde öğrenilen bilgilerin sınav sırasında etkin ve verimli bir şekilde kullanılmasına engel olan yoğun duygu durumu şeklinde kısaca tanımlanabilir. Hepimiz zaman zaman bir şeylerden korkabiliriz..Bu son derece normaldir de..Çünkü korku normal bir tepkidir.Korku, kendimizin , yakınlarımızın, sevdiklerimizin tehdit altında olduğunu hissettiğimizde yaşadığımız bir duygusal durum. Aslında doğanın , insanın kendisini tehlikelerden koruyabilmek adına gerekli tepkileri gösterebilmesi için ,yaşamını sürdürebilmesi için insana bir armağanıdır. İlkel dönemlerden bugüne insanın kalıcı olabilmesi belki de bu donanımından da kaynaklandı biraz…Kaygı nedir peki?…Kaynağı belirsiz korkuya da biz kaygı diyoruz..Burdan sınav kaygısına doğru yol alırken belli tanımları kısaca vermenin yararlı olacağını düşündüm. Sınav kaygısında aslında kaynak belirgindir ama bu asla sınavın kendisi değil sınavın temsil ettikleridir..Bizler sınavdan değil, yeterince başarılı olamamaktan korkarız aslında sınav kaygısı yaşarken…Peki sınav kaygısı bizim başarısızlığımıza nasıl sebep oluyor…ve çözümü yok mu? Haydi bunları inceleyelim hepberaber…Hikayemizi az önce okuduk, peki kimler nerelerde hata yaptılar?
Kahramanımız doğduğunda böyle değildi. Bir çocuğun sağlıklı bir kişilik geliştirmesi; sosyal becerilere sahip bir birey olarak zaman zaman karşılaşabileceği sorunlara çözümler üretebilmesi; alternatifler olduğunda doğru bir seçim yapıp seçeneklerden kendisine en uygun olanına karar verebilmesi; eyleme geçebilmesi ve sonuçlarına katlanabilmesi; kendini ifade edebilmesi; çevresindeki insanlarla yakın, içten, eşit ilişkiler kurabilecek ve ilişkilerini sağlıklı bir şekilde sürdürebilecek gerekli becerilere sahip olabilmesi…tüm bunlar büyük ölçüde anne babasıyla yaşadığı ilişkiler, onların çocuğun davranışlarına verdiği geri bildirimler; gösterdikleri ilgi, sevgi, hoşgörü ve tutarlı yaklaşımlar, koydukları yerli yerinde sınırlar sayesinde gerçekleşir. Her ne kadar çocuk, doğduğunda genetik hazinesi ile doğsa da getirdiklerinin işlendiği ve yeni şeyler öğrendiği ilk ortam ailedir.
Kahramanımızın anne ve babası, onu motive etmek, özgüvenini kazanmasına yardımcı olmak adına yaptığı, söylediÄŸi daha doÄŸrusu “verdiÄŸi” geri bildirimlerle farkında olmadan ondaki kaygıyı arttırdı. Onunla ilgili deÄŸerlendirmeleri hep baÅŸarı eksinine oturtmakla, onun baÅŸarılı olmasının her ÅŸeyden daha önemli olduÄŸu mesajını verdi. Bunu hep iyi niyetle ve farkında olmadan yaptı…Sen akıllısın, zekisin, baÅŸarılı olursun derken, baÅŸarısını onun kiÅŸiliÄŸinin bir deÄŸerlendirmesi olarak kabul etmesine neden oldular.
BaÅŸarısızlıklarını, bunun da yaÅŸanabilecek ve hatta az da olsa yaÅŸanması gereken bir durum olduÄŸunu bilmeksizin belki de hoÅŸgörü ile karşılamadılar. Okulda öğretmenin beklentileri altında ezilirken müdahale etme gereÄŸi de duymadılar belki…hatta bundan mutlu bile oldular zaman zaman. Çocukları dersten baÅŸka hiçbir ÅŸeye zaman ayırmaz ve sosyal etkinlik, spor vb. etkinliklere dönüp bakmazken, zaman ayırmazken ona ….”dur, hayatta yaÅŸaman gereken güzel ÅŸeyler var”…..demeliydiler de demediler belki…..
Belki de geçmişte olmak isteyip de olamadıkları, yapmak isteyip de yapamadıkları şeyleri çocuklarının gerçekleştireceği hayaliyle fazla zorladılar onu…
Bildiğim bir şey varsa…o da hata yaptılar….
Öğretmenimiz nasıl bir hata yaptı peki? Birinci sınıftan itibaren özel bir grup oluÅŸturup onları ayrıca çalıştırmakla sınıfındaki her iki gruba da haksızlık ettiÄŸini fark etti mi sizce? Bir yandan gözdeleÅŸtirdiÄŸi öğrencilerini teneffüse çıkarmaksızın, soluksuz çalıştırırken ve tahminimce ağır ödev sorumluluÄŸu ile boÅŸ zamanlarını bile dersle geçirmelerini özendirirken, tek yönlü yetiÅŸmelerinin onlar üzerinde ne kadar derin izler bıraktığını fark etmedi mi acaba? Oyunun bir çocuk için ne kadar önemli ve gerekli olduÄŸunu , bir sosyalleÅŸme aracı olduÄŸu kadar öğrenmelerin gerçekleÅŸtiÄŸi en ideal ortam olduÄŸunu da mı bilmiyordu acaba? Aldığı pedagojik formasyon derslerini unutmuÅŸ muydu yoksa? Öğrencilerinin akademik baÅŸarılarına aşırı önem vererek onlardaki diÄŸer yeteneklerin körelmesine neden olabileceÄŸini biliyor muydu peki? Aralarından çıkabilecek küçük Picasso’lar, Mozart’lar, ünlü sporcular olacaktı da olmadı, olamadı belki de……kim bilebilir ki?
Peki ya gözdeleştirdiklerine bu kadar haksızlık yaparken ya diğerleri? Onlar kendilerinden ümit kesildiğinin mutlaka farkına vardılar ve olumlu beklentiler olmadığı için kendilerini yetersiz hissettiler. Başarısız bir kimlik geliştirdiler. Başarısız olduklarına ya da olacaklarına inandılar, inandırıldılar da çaba göstermekten vazgeçtiler belki de….
Belki..belki…belki…..bilemem….Ama bildiğim bir şey varsa, öğretmen; aileden sonra çocuğun kişilik gelişiminde en büyük etken olduğunu mutlaka bilmeli; bunu fark edebilmeli..Tüm öğrencilerine sahip olduğu ilgi, yetenek, daha doğrusu potansiyeli ölçüsünde gelişme fırsatları tanıyabilmeli…Uygun bir sınıf ortamı oluşturabilmeli.Öğreten kişi olduğu kadar öğrenen, rehber olabilmeli.Tüm bunları yaparken de öğrencilerine öncelikle insan oldukları için saygı duyabilmeli…değer verebilmeli. Onun yetişkinin küçük bir kopyası ya da modeli değil de, bir çocuk…kendisine özgü özellikleri olan bir çocuk olduğunu da asla unutmamalı.Gelişim özelliklerini bilerek beklentilerini buna göre biçimlendirebilmeli. Onun fiziksel, psikolojik ve sosyal açılardan bir bütün olarak gelişmesinin önemini kavrayabilmeli ve sadece akademik başarının tek başına ASLA! Yeterli olmadığını da unutmamalı.Velileri de bu yönde bilgilendirmeli ve onlara da rehber olabilmeli….
Peki kahramanımız…O nerede hata yaptı..? Ne yapmalıydı?
Bir kere başarı eksenli bir ortamda, hele anne, baba, öğretmen, yakın çevresi onun ..en başarılı öğrenci…olması gerektiği yönündeki yansıtmaları bu kadar yoğunken aslında bunları farkında olmadan içselleştirdi ve kişiliğine sindirdi..Dolayısıyla çok da seçme şansı olmadı bana göre onun.
Yetiştiği ortam, ona, başarısız olursa değersiz olacağını empoze etmişti.O da başarılı olarak değerli olmayı seçti.
Peki o masum muydu?Bence Hayır! Aslında ders çalışmanın ya da başırılı olmanın çok çalışmaktan öte sistemli, programlı çalışmak olduğu ona öğretilmişti.O bunun yerine bazen uzun saatler ders çalışmayı, bazen da çalışıyor görünürken başka şeylerle meşgul olmayı seçti.Çalışma masasına her oturduğunda konsantrasyon sorunları yaşadığı, çalışamadığı dönemlerde bile, masasında geçirdiği uzun saatleri de ders çalışmak olarak kabul ettiği için zannettiğinden daha az çalışıyordu da yine de bunu kabullenemedi.Tekrarlar yapmadığı için unuttuğu bilgileri oturup yeniden öğrenmeye çalıştığından da aslında zamanını etkin ve verimli kullanamıyordu da üstelik..
Onun en büyük yanlışı, verimli çalışma yöntemlerini bir kısmını uygulasa da tam olarak kullanamamasıydı.Kendisini rahatlatacak etkinliklere de aslında bu yüzden zaman ayıramıyordu ya..
Başarısı düşmeye başladığında daha çok kaygısı arttı.Ve artık sınavlara ..ya yapamazsam, ya başaramazsam..diye girmeye başladı.Olumsuz düşünceler, beklentiler ve inançlar kafasını o kadar meşgul ediyordu ki sınav sırasında dikkati bölünüyor, sınavda normalde yapmayacağı yanlışlar yapıyor, büyük kayıpları oluyordu artık.
Üstelik artık sınavdan önceki günler uyumakta zorlanıyordu. Bazı arkadaşlarında da farklı belirtiler olduğunu duymuştu.Bazıları mide bulantısı yüzünden sınava girerken zor anlar yaşadıklarını söylüyordu. Ellerinde terleme ve titreme de oluyordu, kalbi deli gibi atıyordu. Bu belirtiler çoğaltılabilir. Kaygının fizyolojik boyutunu oluşturan bu belirtilerin herkeste farklı yaşanabileceğini de hemen burada ekleyelim isterseniz.
Kahramanımız bunu aştı demiştik…Ne mutlu ki bunu aştı ve ona göre o büyük gün, bize göre hayatta gireceği sınavlardan biri olan (evet önemli ama kahramanımızdan daha önemli olmadığı da bir gerçektir) o gün, kaygısını kontrol altına almayı öğrenmiş olarak girdi sınava…sonuç iyiydi..bunu neye borçlu sizce?
Kaygı tamamen kötü müdür?
Hayır, kaygı özünde tamamen kötü değildir. Kaygı bizi harekete geçiren bir etkendir.Çok fazla olması kadar hiç olmaması ya da az olması da bir sorundur. Burada önemli nokta, kaygının kişinin yönetebileceği düzeyde olmasıdır. Bunun düzeyinin kişiden kişiye değişiklik gösterebileceğini de hemen ekleyelim.
Sınav Kaygısı ile Başa Çıkmak İçin Neler Yapılmalı?
Kısaca açıklamak gerekirse, ilk olarak bu konuda bir uzman yardımı almaktan asla çekinilmemeli diyerek başlamak daha uygun olacaktır.
· Çalışma Yöntemleri gözden geçirilmeli.Kaygının yeterince hazırlanılmama, kendini hazır hissetmeme nedeniyle artacağı unutulmamalı.Sınava ilişkin belirsizlikler de yok edilmeli.Girilecek sınavın özellikleri, sınav zamanı,yeri, götürülecek malzemeler gibi okul içindeki sınavlar için öğretmenin sınav tekniği, girilecek sınavın örnek soru çözümlerinden elde edilen bilgiler ve örnek sınavlar çözülmesi….vb..Yani özet olarak sınava hem psikolojik olarak, hem bilgi olarak hem de araç, gereç,yöntem, teknik, strateji olarak da hazır girilmeli. Zamanında orda olarak , geç kalmanın yaratabileceği olumsuz etkiye meydan verilmemeli.Bu öneriler daha geniş ve ayrıntılı şekilde işlenebilir.
· Sağlığa özel önem verilmeli.Yeterince uyumalı, bir fedakarlık yapılacaksa özellikle büyüme çağında asla uykudan fedakarlık edilmemeli.UYKU EN İYİ PEKİŞTİREÇTİR..sözü size neyi hatırlatıyor..? Yatmadan hemen önce yapılan kısa gün tekrarlarının öğrenmenin kalıcılığı açısından ne kadar yararlı olduğunu mutlaka duymuş olmalısınız. Duymadıysanız, şimdi duydunuz.. Dengeli beslenilmeli. Özellikle de büyüme çağında bu son derece önemli.Aşırı yağlı cipsler, kola , hamburger, yani ayak üstü yenen fast-food türü beslenmenin zararlı olduğunu hatırlatmak doğru olacak..vazgeçmek ne kadar zor da olsa! BOL SU İÇİN! Desem peki… Vücutta kaygı arttığında salgılanan zararlı toksinleri temizlemenin en güzel yolu bol su içmek ve bunun idrar kanalıyla temizlenmesini sağlamaktır. Fakat sınavdan hemen önce değil! Spor yapılmalı. Hem sağlık, hem seratonin salgısını artırarak gevşeme sağlamak açısından bu da çok önemlidir. Ayrıca spor, çocuk ve gençleri zararlı alışkanlıklardan uzak tutan koruyucu bir zırh gibidir.
· DERİN NEFES ALIN! Bu soluk denetimi ya da diyafram nefesi denen bir yöntemdir ve gevÅŸeme egzersizlerinin de ilk adımıdır. Nefesinizi burnunuz dan alarak aldığınızın iki katı sürede vermek ÅŸeklinde de açıklayabiliriz.Ayrıntıya girmeyeceÄŸim ancak bununla ilgili gerekli bilgiyi hem BaltaÅŸ’ın kitaplarından hem de yakınızdaki bir uzmandan edinebilirsiniz.
· Bir diÄŸer yöntem Zihinse Düzenlemedir. Kapatın gözlerinizi ve kendinizi güvende, rahat, mutlu hissettiÄŸiniz bir yeri düşünün…Bu herkese göre deÄŸiÅŸir. Kimine göre evi,odası,yatağı,kimine göre bir deniz kenarı, uçsuz bucaksız bir bozkır,bir söğüt altı,annesinin kucağı…Bir iki dakikalığına gidin oraya..Gözlerinizi kapatın ve kendinizi orada hayal edin.Renkleri,kokuları,esen ılık rüzgarı, saçlarınızın uçuÅŸtuÄŸunu görün ya da annenizin piÅŸirdiÄŸi pasta kokusunu duyun…koklayın…orası sizin güvenli yeriniz..sadece size ait…Kendinizi ne zaman gergin hissederseniz çok deÄŸil bir -iki dakika gidin oraya…huzur depolayın ve dönün…rahatlamış olarak..
· Bir diÄŸer yöntem de GevÅŸeme Egzersizidir ve pek çok türü vardır. Bunu da burada ayrıntılı anlatmayacağım.Åžekillerle göstermek çok daha yararlı olacaktır çünkü.Özellikle Acar BaltaÅŸ’ın kitaplarında rahatlıkla bulabileceÄŸiniz ve uygulayabileceÄŸiniz kısa-uzun pek çok gevÅŸeme egzersizi türü var. Nebraska Üniversitesi on dakikalık egzersiz programı da önerilebilir.Temel mantık, tıpkı soluk denetiminde de geçerli olduÄŸu gibi, zihnimiz ve bedenimizin bir bütün olarak çalışmasıdır. Karşılıklı etkileÅŸim içinde oldukları için birinin gevÅŸemesi diÄŸerini de etkileyecektir. Zihnimiz rahatladığında vücudumuz nasıl gevÅŸek ve rahatsa tam tersi de geçerlidir. Vücudumuz gevÅŸediÄŸinde zihnimiz de bundan olumlu yönde etkilenecektir.
· En önemlisini en sona sakladım.OLUMLU DÜŞÜNÜN…Yapamam, baÅŸaramam..düşüncelerinin size hiç bir yararı yok.İnanın buna.Kendinize de…
Unutmayın ki, gireceğiniz sınavlar ,aşacağınız engeller yaşamınız boyunca hep olacak.Sınavlar ,aslında çalışma eyleminden ayrı tutulamaz.Sınav, ne kadar çalıştığınızın ve öğrendiğinizin belirlenmesi için bir ölçümdür.Ölçemezsek geliştiremeyiz. Dolayısıyla yaşamın da bir parçası. Sınav,bilginizin ölçülmesidir,kişiliğinizin değerinin bir göstergesi ASLA değildir.Tüm bilginizi de değil, sorulduğu kadarıyla bilginizin değerlendirilmesidir üstelik.
Unutmayın, sizin baÅŸarılı olmanız elbette ki önemli.Fakat, baÅŸarılı olmanız dışında eminim ki sizin daha farklı ve güzel özellikleriniz, yetenekleriniz bulunmakta.Bir yazar “Her baÅŸarısızlık, baÅŸarının geçici olarak ertelenmiÅŸ halidir” der.Dolayısıyla, bunun sizi yıkmasına izin vermeyin. Hedefleriniz olsun..Bu hedeflere uygun ÅŸekilde çalışmadan eriÅŸilmeyeceÄŸini de bilin…Ama , küçük baÅŸarısızlıkların sizi yıkmasına da asla izin vermeyin.
OLUMLU DÜŞÜNÜN…NE DÜŞÜNÜRSENİZ ONU GERÇEKLEÅžTRİRSİNİZ ÇÜNKÜ…
Görüş ve önerilerinizi paylaşabilirsiniz.
Zeynep UÄžURLU
Eğitim Uzmanı ve Rehberlik Öğretmeni
Bugun: 0 Toplam: 871
çok teÅŸekürler saÄŸolun dediklerinizi matematik sınavımda uygulayacağımm…
Yararlı olduysa ne mutlu bize.. Oldukça fazla okunmuş ki bu eski sitede de çokça okunmuş bir yazımdı.. Paylaşmak güzel gerçekten.. ![]()