İletişim kısaca tanımlandığında, insanların birbirini dinlemesi birbirleri ile konuşması ve birbirlerini anlamaya çalışmasıdır. Çocukla ilk iletişime girecek olan anne ve baba çocuğuna bir model oluşturarak yaşam boyunca çocuğunla bir paylaşım bir etkileşim içinde olacaktır. Çocuğun kendi ayaklarının üstüne durabilmesi kendisi ve çevresi ile barışık olabilmesi, kendisini düzgün ifade edebilmesi ailesinin vereceği eğitime ve ailesi ile kuracağı sağlıklı bir iletişime bağlıdır.
oplumun en küçük birimi diye tanımlanan aile; anne, baba ve çocuklardan oluşur. Aile içindeki uyumsuzluğun sorumlusu arandığında ise bu sorumlu genellikle çocuklar olur. Çünkü anne-baba sorumluluğu çocuğa yükleyerek bir yerde kendilerini temize çıkarmaktadır. Çocuk ya ders çalışmıyordur ya anne-baba sözü dinlemiyordur ya da yaramazdır. Bu örnekleri çoğaltmak oldukça mümkündür. Anne-babaya göre bu şekilde sorunları olan çocuk da aile içi ilişkileri olumsuz etkilemektedir. Peki gerçektende bütün bu yaşananların sorumlusu sadece çocuk mudur? Çocuğun uyumsuz davranışlarının altında yatan nedenlere bakıldığında bunun böyle olmadığı görülmektedir.
Şiddetin aile içi yansımaları özellikle feodal toplumların en derin yarası iken, en az değinilen ve medyada da ajitasyon unsuru olarak kullanılmasının dışında yer verilmeyen mesele çocuk istismarıdır.
Bu mevzunun derinliği birkaç yazının devamıyla ancak kavranabilir sanırım. Bu metinde daha çok fiziksel şiddet boyutundan söz edeceğim.
Yurtiçi ve yurt dışı istatistiklere göre şiddet uygulayan kişi ile eğitimi arasında doğrudan bir bağlantı mevcut değil. Olayın matematiği, şematiği, akademiği vs vs vs… yıllardır yazılıp çizilmektedir. Biz burada tekrar lama sıkıcılığına düşmeyelim.
Read the rest of this entry »
En değerli varlıklarımız olan çocuklarımızın yetiştirilmesi bilgi,sezgi,sevgi,akılcı ve tutarlı davranış gerektiren zor bir “sanat”tır. Bu sanatı yeterince gerçekleştirebilmek için hepimizin öğreneceği bir şeyler vardır. Ana –baba arasındaki anlayış birliği ve tutarlılık, çocuğun yetiştiği ortamın sağlıklı olması için çok önemlidir. Bundan yola çıkarak bir çocuğun ana-babasına olan seslenişine bir bakalım.
Read the rest of this entry »
Bundan 100 yıl öncesinde bir İngiliz kolonist Avustralya kıtasına gider ve aborjinlerin yaşam tarzını inceler. Bu esnada karşılarına, kucağında kesesi olan ve kesesinde yavrularını taşıyan bir hayvanla karşılaşır. What is this? (Bu nedir? ) diye sorar. Aborjin (yerli) “Kangroo” diye cevap verir. İngiliz ülkesine döner ve bu hayvanı tüm dünyaya kanguru olarak tanıtır. Ancak bir süre sonra bir dil bilimci bu kıtaya yerlilerin dilini araştırmaya gider. Yerlilerin kanguruya başka bir isim verdiklerini ve “KAGROO” kelimesinin yerlilerin dilinde “seni anlamıyorum” anlamına geldiğini öğrenir.
Öncelikle yazıma kişilik ne anlama gelmektedir bunun tanımını yaparak başlamak istiyorum. Kişilik dediğimizde hepimizin aklında şekillenir ancak tanımını yapmak o kadarda kolay değildir. Kişilikle ilgili bir çok tanım yapılmıştır, ancak insan psikolojisiyle ilgilenen uzmanların bir tanım üzerinde birleşmeleri henüz mümkün olmamıştır. Cüceloğlu’na (1993)göre,”Kişilik, bireyin iç ve dış çevresiyle kurduğu, diğer bireylerden ayırt edici, tutarlı ve yapılaşmış bir ilişki biçimidir”. Burada önemli bir nokta davranışların tutarlı yani sürekli olmasıdır. Eğer bir davranış süreklilik arz etmiyorsa kişiliğin bir unsuru değildir. Örnek verecek olursak Mehmet arabasıyla giderken daha önce hiç yapmadığı halde yoldan birini alıp, gideceği yere götürüyor ve yardım ediyorsa, bu insanın kişisel özelliğidir diyemeyiz. Ne zaman kişisel özellikten söz edebiliriz; sözü edilen davranış süreklilik gösteriyorsa yani yardım severlik halini almışsa bu Mehmet’in kişisel özelliği olur.