Toplumumuzda çocukları korkutmanın bir türlü eğitim ve disiplin aracı olarak görülmektedir.
İnsanlarda korku içgüdüseldir. Örneğin ani bir ses çıkmasından insanın ürkmesi, bu korkuların en büyük özelliği gelip geçici olmasıdır.ne zaman bu korkular gelip geçici olmaktan çıkıp bireyin hayatını etkisi altına alıp günlük yaşamını etkilerse artık korku yerini fobi den bahsetmek doğru olacaktır.yetişkinler için bahsettiğimiz bu durum çocuklar içinde geçerlidir zaten yetişkinlerin fobileri incelendiğinde çocukluk yıllarında eğitim ve disiplin aracı olarak kullanılmak istenen korku yatmaktadır.
Read the rest of this entry »
Bu yazıyı yazmaya durup dururken karar vermiş değilim. Bir çoğumuzun dayak konusunda mutlaka anısı vardır. Bunları hatırlarken bize bazen tatlı bir anı gibi gelebilir. Ancak açtığı yaraları düşünür ve incelersek işin aslı tatlı bir anı olmaktan çıkacaktır. Diğer taraftan bizde tatlı bir anı bırakan olgu birçoklarında öfke ve saldırganlık izini bırakmıştır. Belki biz yıllarca anımızı hatırlayarak acı çekmiyoruz fakat izini mutlaka taşıyoruz. Nasıl mı? Korkarak, hakkımızı arayamayarak, inisiyatif kullanamayarak, düşünce üretemeyerek vs. Bu konu derinleştirilebilecek bir konu , ancak okuyucuları sıkmamak amacıyla neden dayak ve hakaret yoluna gidilmemesi gerektiği hakkında, aşağıda maddeler halinde belirtmeye çalıştım; bir çok insanın dayağı savunduğunu gördüğümden bunun antitezini ortaya koymanın gerekliliğine daha çok inanıyorum.
Her kurum ve organizasyonun kendine özgü bir disiplin anlayışı vardır. Bir kurumun disiplin anlayışı diğer bir kurumun disiplin anlayışı ile uyuşmaz. Genelde birçok kişi bu bakış açısında hem fikir olsalar dahi pratik hayatta kültürel yapımızı bahane ederek disiplin anlayışını tek bir çatı altında toplamaktadırlar. Elbette anlayışlar kültürel yapıdan etkilenecektir. Ama bu etkileşimin biçimi ve içeriği çok önemlidir.Uygulamada bu etkileşim kurumun özelliklerine hitap etmelidir.